Yazar: admin

  • Allah Sevgisi ve Allah Korkusu

    Allah Sevgisi ve Allah Korkusu

    Allah Sevgisi ve Allah Korkusu
    İman eden bir kulun en önemli vasfı Allah-u Teála’dan korkmasıdır. Çünkü kulun ihláslı davranması, güzel isler işlemesi ve imanının artması Yüce Allah’tan kokmasına bağlidır. Arapçada Allah korkusu için “hasyet” kelimesi kullanılır. Bu Yüce Allah‘a çok derin bir saygıyı ifade eder. Kul Yüce Allah’ın sıfatlarını düşündügünde Allah korkusunu daha iyi anlayabilir.


    Kulu cezalandırma kudretine ve hakkına sahip olan, kabirde ve kıyamette yaptığı kötü işlerin hesabını soracak olan yalnızca Yüce Allah’tır. Bunu bilen bir kişi Allah’a karşı büyük bir saygı içerisinde ibadet eder; Allah’a karşı gelmekten ve O’na isyan edip azabına çarptırılmaktan son derece korkar.

    Allah korkusu, bütün iman eden insanlara akıllı ve ferasetli olmayı öğretir. Bu konuda ayeti kerimede Allah-u Zülcelal söyle buyurmuştur:
    Ey iman edenler, Allah’tan korkup sakınırsanız, size doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış (furkan) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük fazl sahibidir.” (Enfal Suresi; 29)

    Kalbinde Allah korkusu olmayan kişilere ibadet etmek, kötülüklerden uzak durmak ve hayatlarındaki zorluklara karşı sabırlı olabilmek ağır gelir.
    Bu konuda Allah-u Teála ayeti kerimede şöyle buyurmuştur.
    Bir de sabırla, namazla yardım isteyin. Şüphesiz bu, (Allah’a) saygılı olanlardan başkasına ağır gelir.”(Bakara Suresi; 45)

    Allah korkusu, kulun Allah’a yakınlaşmasına ve O’nun sevgisini kazanmasına en büyük sebeptir. Kul Allah’tan korktuğu ve O’nun rızasını kazanabilmek için nefsini terbiye eder ve nefsindeki kötülükleri giderir. Bir Müslüman’ın çabası her geçen gün kalbinde Allah korkusunu arttırmaya çalışmak olmalıdır.
    Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah’ın adı anıldığı zaman kalbleri titrer. Kendilerine Onun âyetleri okunduğunda imanları artar ve onlar yalnız Rablerine tevekkül ederler.” (Enfal, 2)

    Allah’a duyulan saygı kulun kalbindeki sevgiyi de arttırır. Kişi hayatına ve etrafına Allah korkusu ve sevgisi ile baktığında kendisine verilen bütün nimetlerin Allah’ın bir lütfu olduğunu anlar ve Rabbinden korkusu kadar Rabbine olan sevgisi de artar.
    Allah-u Zülcelal insanı Allah’a, muhabbetle ibadet edecek bir sıfatta yaratmış ve insana muhabbet vesileleri de vermistir. Eğer insan Allah-u Zülcelâl’in rızasını ve muhabbetini hak etmek için vesilelere sarılırsa Rabbi onu sever ve ona muhabbetle nazar kılar.


    Cenabı Hak bir ayet-i kerimede buyuruyor ki:
    “Ey imân edenler! Sizden kim dininden dönerse, Allah onun yerine ileride öyle bir millet getirir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler…Onlar mü’minlere karşı boyunları bükük ve alçak gönüllüdürler; kâfirlere karşı başları dik, vakarlı ve güçlüdürler; Allah yolunda cihad ederler, kınayıp ayıplayanların ayıplamasından endişe etmezler. İşte bu, Allah’ın öyle bir lûtfudur ki dilediğine verir. Allah’ın (lütuf ve İhsanı) geniştir ve (O herşeyi) bilendir.” (Maide; 54)


    Allah-u Zülcelâl kullarının arasından Allah’ı çok seven, Allah’ın da onları seveceği bazı seçkin kullar seçmek istemektedir. Allah-u Zülcelâl kullarından kendini kötülüklerden temizleyen kullarını, kendisine yakın kulları arasına seçer.
    Allah-u Zülcelâl’in çok kulları vardır ama bazılarının derecesi daha üstündür. Cenab-ı Hakk‘ın bütün kullarına karşı bir merhameti vardır; bir de has kullarına karşı hususi bir rahmeti ve muhabbeti vardır.
    Kuran-ı Kerim’de Allah-u Zülcelâl sevdiği kullarının sıfatlarını saymıştır:
    Allah (kulluk yolunda) sabredenleri sever“(Al-i İmran; 146), “…Allah muttakileri sever,” (Tevbe; 4) …Yaptığınızı güzel yapın; Allah güzel iş yapanları sever.” (Bakara 195; Maide13, 93)gibi…

    Allah-u Zülcelâl, bilhassa Resulünün yoluna en güzel şekilde uyanları sevmektedir. Allah-u Zülcelal, Peygamber efendimiz (s.a.v.)’e şöyle buyurmuştur: “(Ey Resulüm) De ki “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin!” (Al-i İmrân; 31)

    Seyda Muhammed konyevi (Temel dini bilgiler s:27/28)

  • Allah’ın Sıfatları ve anlamları

    Allah’ın Sıfatları ve anlamları


    Allah’a doğru şekilde iman etmek için O’nun yüce sifatlarını bilip, tanımamız gerekir. Allah-u Teâlâ‘nın sıfatları Zati sıfatları ve Sübutî sıfatları olmak üzere iki ikiye ayrılır.

    Allah’ın Zati Sıfatlar


    Allah-u Teâlâ’nın Zat‘ı ile ilgili sıfatlardır. Bu sıfatlar Allah’a mahsus olduğu için O’dan başka hiçbir varlıkta olması mümkün değildir ve başkaları için kullanılması kesinlikle caiz değildir. Zatî sıfatlar altı tanedir.

    1- Vücud: Allah’ın var olması demektir.Allah’ın varlığı şüphesizdir,kesindir.
    Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var? Halbuki O,sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak ve sizi muayyen bir vakte kadar yaşatmak için sizi (hak dine) çağırıyor.” (İbrahim; 10)


    2- Kıdem: Allah’ın varlığının başlangicı yoktur. Allah sonradan meydana gelmiş bir varlık değildir. Hiçbir şey yok iken O yine vardı. Geçmişe doğru ne kadar gidilirse gidilsin, Allah-u Zülcelaľin var olmadığı bir an
    düşünülemez.
    O, (başlangıcı olmayan, bütün varlıklardan evvel mevcut olagelen) evveldir ve (sonu olmayan, herşey helak olduktan sonra devam edecek) ahirdir. Zahirdir, batındır. O, her şeyi bilendir.” (Hadid, 3)


    3- Beka: Allah’ın varlığının sonu yoktur, ebedidir.
    Yeryüzünde bulunan her şey fânidir, gelip geçici, yok olucudur. Ancak Yüce ve Cömert olan Rabb’imizin varlığı bâkîdir, ebedidir, son bulmaz.”
    (Rahman, 26-27)


    4 Vahdaniyet: Allah’ın tek olması demektir. Allah birdir, eşi, benzeri ve
    ortağı yoktur.
    De ki; O Allah bir tektir. O Samed’dir. (Bütün varlıklar O’na muhtaç, fakat 0, hiç bir şeye muhtaç değildir.) Doğurmamış ve doğmamıştır. Hiçbir şey Ona denk değildir.” (İhlas, 1-4

    Bknz;

    [İhlâs Suresi – 1 . Ayet Tefsiri

    İhlas Suresi – 2 . Ayet Tefsiri

    İhlas Suresi – 3 . Ayet Tefsiri

    İhlas Suresi 4 . Ayet Tefsiri])


    5- Muhalefetün li’l-havadis: Allah’ın sonradan yaratılan hiçbir şeye benzememesi demektir. Hayal edebildiğimiz ne varsa Allah-u Zülcelâl ondan başkadır.
    Onun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.” (Şûra, 11)


    6-Kıyam bi-nefsihi: Allah’ın varlığı kendiliğindendir. Allah hiçbir şeye muhtaç değildir. Her şey O’na muhtaçtır.
    Allah, Ondan başka ilah olmayan diri ve her an yaratıklarını gözetip duran, hiçbir şeye muhtaç olmayandır.” (Âl-i İmran, 2)

    Allah’ın Sübutî Sıfatları


    1-Hayat: Diri olmak demektir. Allah devamlı olarak diridir. Onun hayatı,ölüm, baygınlık, uyku ve benzeri kesintilere uğramaz. Her zaman hayattadır.
    Ölümsüz, diri olan Allah’a güven, Onu överek tesbih et.” (Furkan; 58)


    2- İlim: Bilmek demektir. Allah geçmiş ve geleceği, gizli, açık her şeyi bilir.Allah’ın ilim sıfatı sonradan var olmamıştır, herhangi bir şeye de bağlı degildir. Allah hakkında cehalet, gaflet ve unutkanlık düşünülemez ve ondan hiçbir şeyi gizlemek mümkün değildir.
    İçinizde olanı gizleseniz de açıklasanız da Allah onu bilir. Göklerde olanları da yerde olanları da bilir. Allah’ın her şeye gücü yeter.” (Al-i Imran; 23)


    3.Semi: İsitmek demektir. Allah her şeyi işitir ancak O’nun işitmesi bizimkine benzemez
    . Allah’ın işitmesi, araçlara bağlı değildir. Onun işitmesi konusunda uzaklık, yakınlık, gizlilik ve açıklık fark etmez.
    Şüphe yok ki Allah işitendir, bilendir.” (Bakara; 181)


    4.Basar: Görmek demektir. Allah her şeyi görür. Görmek için hiçbir araca ihtiyaç duymaz. Uzaklık, yakınlık, büyüklük küçüklük, maddi olmak,manevi olmak onun görmesine engel olamaz.
    Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gizliliklerini bilir. Allah yaptıklarınızı görendir.” (Hucurat; 18)


    5- İrade: Dilemek demektir. Allah diler ve dilediğini yapar.
    Bir şeyin olmasını istediğimiz zaman sözümüz sadece ‘ol demektir ve o hemen oluverir.” (Nahl; 40)


    6-Kudret: Gücü yetmek demektir. Allah sonsuz güç sahibidir, her şeye gücü yeter. Allah’ın kudreti karşısında; kolay ve zor kelimelerinden söz edilemez.
    Şüphe yok ki Allah her şeyi yapmaya, her şeye güç yetirmeye kadirdir.”
    (Bakara; 20)


    7-Kelam: Allah’ın konuşması demektir. Allah ses, harf ve ağıza muhtaç olmaksızın konuşur.

    Kur’an-ı Kerim Allah’ın sözüdür.
    Musa, tayin ettiğimiz vakitte bizimle buluşmaya gelip de Rabb’i onunla konuşunca. ” (A’raf, 143)

    8-Tekvin: Yaratmak demektir. Allah yaratıcıdır. Kainattaki her şeyi yara-
    tan O’dur.
    Allah önce mahlükatı yaratır, ölümden sonra onu tekrar diriltir. Sonunda
    O’na döneceksiniz
    .” (Rûm; 11)

    Kaynak Seyda Muhammed Konyevi (K.s) Temel dini bilgiler (s:23-24-25-26)

  • İslam dinine nasıl girilir

    İslam dinine nasıl girilir

    İslam Dini’ne Girmenin Yolu
    İslam dinine girmenin yolu hiçbir şüphe taşımaksızın samimi bir kalp ile inanarak bir defa Kelime-i Tevhit ve Kelime-i Şehadet getirmektir.
    Kelime-i Tevhit:
    La ilahe illallah Muhammed’ur-Resulullah.
    Anlamı: “Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Muhammed (s.a.v.) Allah’ın resulüdür.
    Kelime-i Şehadet:
    Eshedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammed’en abdühü ve rasulüh.”
    Anlamı: “Şehadet ederim ki, Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Ve yine şehadet ederim ki, Muhammed (s.a.v.) Allah’ın kulu ve resulüdür
    .”

    Kelime-i Şahadet getiren kişi, ne söylemiş olmaktadır?


    Kelime şahadeti söylemek, Allah’ın bizim yaratıcımız ve Rabbimiz olduğunu kabul etmek ve tasdik etmek demektir. Kelime şahadeti söylemekle insan, Allah’ın istediği şekilde yaşaması gerektiğini, Oʻna karşı ibadet görevleri olduğunu da kabul etmiş olur.

    Hz. Muhammed’in Allah’ın Resulü olduğunu kabul etmekle, Peygamberimizin bildirdiği bütün ayetleri ve Peygamberin bizim rehberimiz olduğunu kabul etmiş olur. Bu durumda Allah’ın emirlerine, Peygamberin gösterdiği yola uyması aklın gereğidir.


    İman ve Amel Arasındaki Münasebet


    İman [Bknz; iman nedir]; kalp ile tasdik, dil ile ikrar etmektir. Ehl-i Sünnet itikadına göre, kalbin bilmesi ve tasdik etmesi, iman için yeterlidir. Amel imandan bir kısım değildir. İnanmakla birlikte ibadette tembellik yapmak bir mü’mini dinden çıkarmaz. Günah işlediği veya ibadet etmediği için müminleri tekfir edemeyiz.


    Kalbinde zerre kadar iman olan, yani ameli az olsa bile kalbinde “Allah’ın indirdiği din doğrudur, gerçektir.” Diye tasdik eden kişi ne kadar azap görse de cehennemden çıkacaktır.


    “Allah cennetlikleri cennete, cehennemlikleri cehenneme koyacak, sonra da bakın kalbinde hardal tanesi kadar imanı olan birisini bulursanız onu cehennemden çıkarın diyecektir.” (Buhârî, Îmân, 15; Müslim, İman, 82)
    Fakat imanın kemaline ermek, olgun bir hale getirmek ve bunu bu şekilde yapmakla Allah-u Zülcelâl’in vaad ettiği yüksek nimetlere kavuşmaları, gerçek marifetullah’a ulaşabilmeleri için salih amel ve ibadet şarttır.


    İman ve salih amel kulluk kitabımız Kur’an-ı Kerim’de 52 ayette birlikte zikredilmektedir. İman ve salih amel birbirlerini koruyan iki kalkan gibidir.
    İmansız amel kabul olmadığı gibi, amelsiz imanın da korunması mümkün değildir.


    İman ve amel bizlere cennetin kapılarını açan ve birbirinden ayrılmayan iki anahtardır ve bizlerin de bu iki anahtarın değerini bilip elimizde sımsıkı tutmamız gerekir.
    İman edip salih amel üzere bir hayat yaşayanları cennetle müjdele!
    (Bakara Suresi; 25)


    Bir Müslüman’ın ahirette cehennem azabından kurtulması ve cennete girebilmesi için imanını her zaman salih amellerle koruyup, kuvvetlendirmesi gerekir.

    Kaynak:Seyda Muhammed konyevi Temel dini bilgiler (s:19-20)

  • Anne ve Babaya Karşı Edeb

    Anne ve Babaya Karşı Edeb

    Anne ve Babaya Karşı Edeb
    Allah-u Teala kullarına anne ve babasına iyilikte bulunmayı ve onlara karşı son derece saygılı olmayı emretmiştir. Kulluk kitabımız Kur’an- Kerim’de
    Yüce Allah söyle buyurmuştur:
    Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, annenize ve babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine öf! bile deme! Onları azarlama! ikisine de güzel söz söyle! Onları esirgeyerek alçak gönüllülükle üzerlerine kanat ger ve: Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de Sen onlara (öyle) rahmet et (diyerek dua et!)” (Isra; 23-24)


    Yine Allah-u Teala şöyle buyuruyor:
    Biz insana, anne babasına (en güzel bir biçimde davranmasını) emrettik. Çünkü annesi onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. O halde Bana ve annene babana şükret! Dönüş Banadır.”(Lokman; 14)


    Ebu Hureyre (r.a.) şöyle rivayet edilmiştir:
    Nebi (s.a.v.) söyle buyurdu:
    Burnu yerde sürünsün, burnu yerde sürünsün, burnu yerde sürünsün!
    Sahabeler:
    -“Ya Rasulallahl Kimin?” dediler.
    Nebi (s.a.v.) şöyle buyurdu:
    Ana babasına, ikisinden birine yahut her ikisine birden ihtiyarlık zamanlarına yetişip de cennete giremeyen kimsenin.” (Müslim 2551/9, Buhari Edebü’l-Müfred 21)


    Allah ve Rasulü bir çok ayet ve hadiste anne ve babaya karşı merhametli ve saygılı olma husunda Müslümanları uyarmıştır. Hatta anne ve baba bir Müslümanın cennet ya da cehennem [Bknz; Cennet ve Cehennem] biletidir. Bütün Müslümanlar bu konuda çok daha hassas olup anne ve babasına karşı vazifelerine çok dikkat etmelidirler. Bu vazifeler kısaca şunlardır:

    • Bir Müslüman anne ve babasına karşı her zaman saygılı olmalıdır.
    • Anne ve baba kişiden haram bir şey istemiyorsa, diger konularda her zaman onlara itaat etmelidir.
    • Anne ve baba evlatlarını davet ettiklerinde, davetlerine icabet etmeleri gerekir.
    • Eger anne ve baba bakıma muhtaç iseler, kesinlikle evlatlar onların her türlü ihtiyaçlarını karşılamak zorundalar.
    • Anne ve babayla konuşurken yumuşak bir sesle konuşulmalıdır. Onlara güzel söz söyleyerek gönülleri hoş tutulmalıdır. Çünkü dinimiz anne ve babaya üf bile demeyi yasaklamıştır.
    • Kişi kendisi için ne isterse anne ve babası için onu istemelidir.
    • Bir Müslüman her zaman anne ve babasına dua etmeli ve onlarında hayır dualarını istemelidir

    Bir önceki Teyemmüm nasıl alınır Teyemmüm nedir başlıklı yazımıza da göz atabilirisiniz.

  • Teyemmüm nasıl alınır Teyemmüm nedir

    Teyemmüm nasıl alınır Teyemmüm nedir

    Teyemmüm; su bulunamadığı veya kullanılmasında engel oldugu zamanlar da abbdest veya gusul[Bknz; Gusül] almak yerine geçen bir temizliktir.

    Teyemmüm toprağa sürülen ellerle yüzü ve dirseklere kadar kolları mesh etmek suretiyle alınır.

    Teyemmümün şartı, abdest[Bknz; Abdest] veya gusle niyet ederek kastetmektir. Çünkü teyemmüm esas itibarı ile bir niyettir.

    Hanefi mezhebine göre;
     Suyun bulunmaması durumunda namaz[Bknz;Namaz] ve benzeri bir ibadeti temiz olarak yapabilmek için,toprak ve benzeri bir madde ile yüzü ve iki kolu meshederek hadesten tahareti gerçekleştirmektir.


    Şafii mezhebine göre; Teyemmüm abdest veya guslün yerine geçmek üzere özel durumlarda toprağı yüze ve ellere sürmektir.

    ALLAH-U ZULCELAL ayet-i kerime de şöyle buyurmuştur:

    Ey iman edenler! Namaza kalkmayı dilediğiniz zaman yüzlerinizi ve dirseklerinizle beraber kollarınızı yıkayınız.Başınızı meshedip ayaklarınızı da topuklarınıza kadar yıkayınız.Şayet cünüp iseniz(gusül yaparak) iyice yıkanıp temizleniniz.Eğer hasta iseniz veya yolculukta bulunuyorsanız ya da sizden biri heladan (özel ihtiyacını gidermekten) gelmiş ise veya kadınlara dokunmuşsanız; bu durumlarda da su bulamamışsanız;tertemiz bir toprakla teyemmüm ediniz.Yüzlerinizi ve ellerinizi onunla meshediniz.ALLAH size sıkıntı vermek istemez.Sizi tertemiz yapmak ve şükredesiniz diye üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister. (Maide;5-6)


    Teyemmüm, Allah-u Zelcelal’in mü’minlere lütfetmiş olduğu ve başka hiçbir ümmete verilmemiş olan bir kolaylıktır. Öyle ise taharet, sadece bedenin dışının temizliğinden ibaret olmayıp, aynı zamanda ruhu ve kalbi de temizlemek ve bu suretle bir takım ibadetleri yapabilmenin ilk basamağıdır.
    Su bulunmadığı veya bulunan suyun kullanmaya müsait olmadığı durumlarda bu temizliği teyemmüm ile yaparak, topraktan yaratılan, onun üzerinde yaşayan ve sonunda yine toprağa dönecek olan insanın, tevazuun en güzel örneğini bu toprağı ellerine, yüzüne ve kollarına sürerek sunmaktadır.

    Hangi Hallerde Teyemmüm Yapılır:
    1- Abdest almak ve gusletmek için su bulunamadığında. Su arama durumunda bir tehlikeyle karşılaşılma tehlikesi varsa.
    2- Suyun abdest veya gusül için yeterli olmaması durumunda. Suyu abdest için kullandığı takdirde susuzluktan ölme tehlikesi varsa.
    2- Vücudun çoğunu kaplayan bir yara veya yıkandığı halde şiddetlenecek bir hastalıktan dolayı yıkanamama halinde teyemmüm alınabilir.
    3- Abdest alacak veya yıkanacak gücü olmayan, kendisine yardım edecek kimse de bulunmayan aşırı yaşlı ve felçli hastalar teyemmüm alabilir.

    Teyemmüm nasıl alınır:

    • İlk önce niyet edilir.
    • İki elin içi birlikte toprağın üzerine vurularak ileri geri çekilir ve ellerdeki fazla tozu silkelenir.
    • Ellerini içleriyle yüz yıkanır gibi meshedilerek sıvazlanır.
    • Sol el ile sağ kol, sağ el ile sol kol dirseklerle beraber birer defa meshedilerek sıvazlanır.
  • Namazın önemi ve fazileti

    Namazın önemi ve fazileti

    NAMAZ


    Namaz, İslam‘ın beş şartından biri olan en önemli ibadettir. Akıllı ve büluğ çağına ermiş her Müslüman kadın, erkek, zengin, fakir, alim veya cahil namaz kılmalıdır. Kur’an’da günün belli vakitlerinde ve abdest şartını yerine getirerek namaz kılınması gerektiği belirtilmiştir.
    Hiç şüphesiz, namaz, müminler üzerine vakitleri belirli bir farzdır.” (Nisa Suresi; 103)
    Namaz Allah ile kulun buluşup konuştuğu bir ibadettir. Arapçada namaza salat denir. Salatın anlamı ise dua, rahmet ve istiğfar demektir.

    Namazın Önemi ve Fazileti


    Allah-u Teâlâ’ya kulluğumuzun delili olan namaz, kadın ve erkek bütün kulların gün içerisinde beş defa yerine getirmesi gereken büyük bir ibadettir.
    Namaz, imanın alametidir; kalbin nurudur; ruhun kuvvetidir, mü’minin miracıdır. Mü’min bu namaz ile manevi olarak Allah-u Zülcelal’in huzuruna yükselir. Allah-u Zülcelal’e yalvararak manevi yakınlığa erer. Mü’min olan kimse için ne büyük şeref!


    Bütün hak dinler, insanlara namaz kılmalarını emretmişlerdir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de vahiy geldiği günden itibaren namaz kılmakla yükümlü tutulmuştur.


    Namaz kulun hayatında koruyucu bir kalkandır. Bütün esaslarına dikkat edilerek kılınan namaz kişiyi şirkten ve küfürden alıkoyar. Namazı terk eden kişinin Allah ile bağı zayıflar, kalbindeki iman zayıflar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu konuda şöyle buyurmuştur:
    Muhakkak ki namaz, insan ile küfür ve şirk arasında bir perdedir. Namazı terk etmek bu perdeyi kaldırmaktır.” (Müslim, İman 134)
    Eksiksiz bütün rükûlarını ve şartlarını yerine getirerek vaktinde Allah’a gönülden boyun eğerek kılınan namaz korunmuş bir namazdır. Bütün esaslarına dikkat edilerek huşu içerisinde eda edilen namaz sahih bir namazdır.Sadece Rabbimizin rızasını kazanmak için kılınan sahih bir namaz kulu, günlük yaşamında kötülükten, fuhşiyattan, edepsizlikten ve bütün çirkin davranışlardan korur. Böylece kişi bu kötülüklerden uzak durarak cehennemden de korunmuş olur.

    Allah Teâlâ bir ayeti kerimede şöyle buyurmuştur:
    Sana kitaptan vahyolunanı oku, namaz kıl. Muhakkak ki namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı zikretmek ise muhakkak ki en büyüktür.Ve Allah; yaptıklarınızı bilir.” (Ankebut Suresi; 45)
    Eğer kul hayatında namazı korur ise namaz da onu korur. Günahlara karşı ve ağır imtihanlara karşı namaz kulu sarıp sarmalar ve bir ömür boyu ona koruyucu kalkan olur.


    Namazı Allah’a saygı duyarak tevazu içinde boyun eğerek kılmalıdır. Namazın bütün dış ve iç şekline dikkat etmelidir. Çünkü kul namazını ne kadar huşu içinde kılarsa o namaz Allah için o kadar değerli olup ve kul hissettiği huşu oranında ecir ve sevap alıyor.
    Namazın ruhu ve kalbi huşudur. Eğer namaz içinde huşuyu barındıran bir namaz ise, Kur’an-ı Kerim‘de kurtuluşun anahtarı olarak gösteriliyor.
    Muhakkak ki, iman edenler kurtulmuştur. Onlar öyle kimselerdir ki, namazlarını huşu ile kılarlar.” (Mü’minun Suersi 1-2)

    Bknz: Namaz nasıl kılınır

  • Sabır ve Kararlılık

    Sabır ve Kararlılık

    İslam’da Sabır ve Kararlılık


    Sabır, insanın hoşlanmadığı ve zoruna giden şeylere karşı dayanma gücüne sahip olması demektir. İslam ahlâkının mühim bir esası olan sabır, kişiyi anlık duygularına kapılmaktan korur.
    Kişi duygularına kapıldığı vakit çoğunlukla yanlış hareket eder. Mesela öfkesine kapılınca elinden bir kaza çıkar. İstek ve arzularına kapılınca harama yönelir. Kendisine zor gelen dini ve dünyevi görevlerini ihmal eder, hoşuna giden ama yanlış olan şeyleri yapar.
    Sabırlı insan ise zoruna giden hislere geçici bir süreliğine katlanır ama sonunda büyük bir mükâfat elde eder. Demek ki sabırsızlık bütün kötü hallerin çekirdeğidir, sabır da bütün yüksek ahlâkların sıfatıdır.
    Kur’an-ı Kerim‘e baktığımız zaman Peygamberimizi ve müminleri sabra teşvik eden birçok ayet görüyoruz. Bunlardan birinde Allah sabredenleri şöyle müjdeliyor:
    Sabredin. Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal; 46)

    Peygamberimizin Sabrı


    Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Doğrusu kim Allah’tan korkar ve düştüğü felakete sabrederse; muhakkak ki Allah iyilik edenlerin mükâfatını boşa çıkarmaz.” (Yusuf; 90)
    Sabır, müminin şu dünya hayatından geçip gidene kadar her zaman ihtiyaç duyacağı bir sığınağıdır. Çünkü dünya hayatında hem Allah’ın emirlerini yerine getirmek için, hem yasaklarından sakınmak için hem de başa gelenlerden dolayı gönül huzurunun bozulmaması için sabra ihtiyacı vardır.
    Dünya imtihan âlemidir, emirler, yasaklar ve musibetlerin hepsi de imtihandır ve muhakkak başa gelecektir:
    Muhakkak sizi biraz korku, biraz açlık ve mallardan, canlardan, ürünlerden biraz eksiltmekle deneriz; sabredenleri müjdele.” (Bakara; 155)


    Peygamberimiz (s.a.v.) hiçbir insanın tahammül edemeyeceği zorluklara sabretti. O, kavminde asil, şerefli bir kimseydi. Herkes O’nun yüksek şahsiyetine hayrandı. Fakat Allah’ın ayetlerini okuyup batıl inançları eleştirince O’na düşman oldular. Önce hakaret, sonra işkence ettiler ve hatta öldürmeye kalktılar.
    Aklı ermez inkârcılar, Allah’ın ayetlerini yalanlıyorlar ve eğer doğruysa azabın hemen gelmesini istiyorlardı. Peygamberimiz (s.a.v.) bu sözlerden üzüntü duyuyordu. Allah-u Teala ise O’na hep sabri tavsiye ediyordu:
    O halde (Resûlum), peygamberlerden azim sahibi olanların sabrettiği gibi sen de sabret…” (Ahkaf 35)


    Peygamberimizin başarısı sabrın zaferidir. O, son derece sakin, sabırlı ve tedbirli hareket ederdi. Peygamberimiz (s.a.v.) başına gelen hallere sabrettiği gibi müminlere de sabri tavsiye ederdi:
    Sabır ve tahammül gösteren kimseyi Cenab-ı Hakk sabırlı kılar. Sabırdan daha hayırlı ve geniş bir nimet hiçbir kimseye verilmemiştir.” (Tirmizi, Birr, 76)

  • İslamda çalışkan olmak

    İslamda çalışkan olmak

    İslam’da çalışkan olmak,Peygamberimizin Çalışkanlığı.


    Çalışkanlık da güzel ahlâkın önemli bir unsurudur. Bir kişi tembel olursa,yüksek ahlâkın gerektirdiği faziletli davranışlar için gayret gösteremez. Hâlbuki birçok fazilet çalışkan olmayı gerektirir.
    Hem dünya hem ahirette rahatlık ancak çalışıp kazanmakla mümkündür.
    Ayet-i kerimede:
    İnsan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.” (Necm; 39) buyrul-
    muştur.
    Çalışkan insan, hem kendi ihtiyacını helalinden kazanır, kimseye muhtaç olmaz. Hem de kazandığından iyilik yapar, ahiret için sevap kazanmış olur.
    Helal lokma yemek dinimizin en çok ehemmiyet verdiği meselelerdendir.Kişinin yediği lokma helal değilse amelleri kabul olmaz. Helal lokma kazanmak için ise gücü yettiği kadar çalışmak gerekir. Peygamber (s.a.v.) buyuruyor:”Hiç kimse elinin emeğinden daha hayırlı bir yemek asla yememiştir.Allah’ın Peygamberi Dâvud aleyhisselam da elinin emeğini yerdi.” (Buhâri, Büyü,15)

    Hadiste bilhassa Hz. Davud’un zikredilmesinin sebebi şudur; o, Kur’an’ı Kerim’de bildirildiğine göre, hükümdar peygamberlerdendi. Fakat o dahi de mirden zırh imal eder, bununla geçimini sağlardı.

    Diğer Peygamberler de el emeğiyle geçinmişlerdir. Hz. Âdem (s.a.v.) çiftçilikle geçinmiş, Hz. Nuh (s.a.v.) marangozluk yaparak, Hz. İdris (s.a.v.) terzilik,Hz. Musa (s.a.v.) çobanlık yaparak geçinmişlerdir. (Taberâni, Mu’cemu’s-Sagir, 1,67-68)


    Peygamberimizin Çalışkanlığı


    Peygamber (s.a.v.) Efendimiz yetim olarak dünyaya geldi; yoksul amcasının yanında yetişti. Onun geçimine yardım etmek için gençlik çağı boyunca çalıştı. Delikanlılık çağlarında Mekkelilerin koyunlarını güttüğünü şöyle bildirmiştir:
    Allah Resulü (s.a.v.) bir gün
    Allâh Teâlâ’nın gönderdiği her peygamber, mutlaka koyun gütmüştür.”buyurdu.
    Bunun üzerine sahâbîleri:
    Siz de mi koyun güttünüz, yâ Rasûlallâh?” diye sordular. Efendimiz:
    Evet, ücret karşılığında Mekkelilerin koyunlarını güderdim.” buyurdu.
    (Buhârî, İcâre, 2, Enbiyâ, 29)
    Çobanlık mesleği bir idarecide bulunması gereken vasıfları geliştirir. Mesela idare ettiği sürünün halini anlamak, merhamet etmek ve onları tehlikelerden korumak, sabırlı olmak gibi…
    Peygamberimiz (s.a.v.) gençlik çağından itibaren amcalarıyla beraber ticaret seferlerine de katılmıştır. Amcası Ebu Talib‘in ticaret malı olmadığı için, Şam’a doğru yola çıkacak bir ticaret kervanının hazırlığı sırasında Hz.Hatice‘nin kervanına ortak oldu ve böylece dürüst ve başarılı bir tüccar olduğunu gösterdi.
    Peygamberimiz kendi işini kendisi görürdü, hizmetçi edinmezdi. Müminlerin işlerini ise büyük bir mesuliyet duygusuyla takip ederdi. Müminler mescidin inşasında ve hendek kazılmasında çalışırken Peygamberimiz (s.a.v.) da onlarla beraber çalışırdı.
    Peygamberimiz (s.a.v.) ashabını da daima çalışmaya teşvik ederdi. Çok cömert olmasına mukabil,dilenciliği hoş görmez, çalışabileceği hâlde istemeyi mümine yakıştırmazdı.

    Peygamberimiz (s.a.v.) “Dilenmek ancak şu üç kişiye caizdir: Toprağa yapıştıran fakirliğe uğrayana (son derece yoksul düşene.)Altından kalkamayacak derecede borç altına girene veya diyet parası yüklenen kimseye. Elim bir hastalığa yakalanan kimse, ihtiyacı kadar isteyebilir.” (Ebû Dâvud, Zekât, 26)
    Peygamber (s.a.v.) çalışmayı teşvik ediyordu. Hz Ali, çocuklarının nafakası için kova başına bir hurma almak üzere kuyudan su çekiyordu.Bir gün peygamberimizin bulunduğu bir yerde güçlü-kuvvetli birisi erken-
    den kalmış elinde kazma kürek çalışıyordu. Ashaptan bazıları: “Ya Resulallah ne olurdu şu genç burada sohbette bulunsa da Allah yolunda mesai sarf etmiş olsa” dediler. Resulullah, bunun üzerine şöyle buyurdu: “Böyle söylemeyin, eğer bu genç insanlara el açmamak, onlardan müstağni olmak,
    çoluk-çocuğunun nafakasını kazanmak için çalışıyorsa Allah yolundadır. Yaşlı ve zayıf düşmüş anne ve babasına yardımcı olmak, onların ihtiyaçlarını gidermek için çalışıyorsa Allah yolundadır
    .” (Beyhaki, Sünen, VII, 479)

  • Ahlak nedir? İslam’da Güzel Ahlâkın Önemi

    Ahlak nedir? İslam’da Güzel Ahlâkın Önemi

    Ahlak nedir? İslam’da Güzel Ahlâkın Önemi

    Ahlák, sözlükte “hulk” yani “yaratılış” kelimesinin çoğuludur. Insanda bulunan cesaret, korkaklık, doğruluk gibi huylanın genel adidır. Dini açıdan ahlak denilince kastedilen “güzel ahlak“tır.
    Ahlak, bir kimsenin devamlı yaptiğı davranışlardır. Bu davranışların kökeni, insanın kalbinde yerleşmiş olan inanç, manevi bir tercih ve yöneliştir.


    İslam’da Güzel Ahlâkın Önemi


    Ahlak kişide yerleşmiş bir tabiattır ki, bu tabiat sebebiyle kişi bir hal ve hareketi kimsenin zorlaması olmadan kolayca yapar ve bundan memnun olur.
    Güzel ahlâk, kişinin güzel davranişları benimseyip örnek alması ve nefsinin kötü huylarından sakınmasıyla kişiliğine yerleşir.
    İslam dininde ahlâkın büyük bir önemi vardır. Hepimizin bildiği gibi ahiret aleminin kurtuluş ancak iman ve salih amel ile mümkündür. En büyük salih amel ise güzel ahlâk sahibi olmaktır.

    Peygamberimiz şöyle buyuruyor:
    Kıyâmet günü, mümin kulun terazisinde güzel ahlåktan daha ağır bir şey
    bulunmaz. Allah Teâlâ çirkin hareketler yapan, çirkin sözler söyleyen kimse-
    den nefret eder.
    ” (Tirmizi, Birr, 62)
    Güzel ahlâk devamlı bir ameldir. İnsan devamlı amel işleyemez ama güzel ahlâklı haliyle Allah’ın rızasını kazanabilir. Bu yüzden de kalpteki imanın en büyük tezahürü kişinin olgun bir ahlâka sahip olmasıdır. Peygamber (s.a.v.) bu hususu bildirmek için şöyle buyurmuştur:
    Mü’minler arasında imanca en kâmil olanı, ahlâkça en güzel olanıdır. En hayırlınız da ailesine hayırlı olandır.” (Tirmizi, Rada, 11)
    Buradan anlıyoruz ki insanın kalbinde iman yerleştikçe güzel hisler ve güzel ahlâk ortaya çıkar.
    İnsan, ahlâkını güzelleştirmekten sorumludur. Çünkü insanoğlu terbiyeedilmeye müsait bir yapıya sahiptir. Uygun bir terbiye ile iyiliğe, güzelliğe ve yüksek ahlaka ulaşabilir. Nitekim Peygamber Efendimiz, “Ahlakınızı güzelleştiriniz” buyurmuştur ve birçok hadis-i şeriflerde ahláki faziletleri emir ve
    tavsiye etmiştir. Emredildiğine göre demek ki ahlaki güzelleştirmek mümkündür.
    Peygamberlerin gönderilmesindeki hikmet de budur. Onlar insanlar için iyi bir örnek ve terbiyecidir. Hâl ve hareketleri iyiye, güzele, doğruya cağırır; getirdikleri azap ve mükafat haberleriyle de iyilige çağırıp kötülükten sakındırırlar.
    Peygamber (s.a.v.)’in ahlakı, Cenab-ı Allah’in örnek gösterdiğ ahlaktır Kur’an-ı Kerim’de “Muhakkak ki, sizin için, Allah’ın huzuruna çıkmayı umanlar, ahiret gününe inananlar ve Allah’ı çok çok zikredenler için Allah’ın Rasulünde güzel bir örnek vardır.” (Ahzab; 21) buyruluyor.
    Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) herkese örnek olabilecek bir hayat yaşamış kolay kolay kimsenin ulaşamayacağı çok yüksek bir ahlák örneği sergilemiştir.
    Öyleyse müminlerin örneği ancak, Rabbinin “Sen yüce bir ahlak üzeresin(Kalem; 4) iltifatina mazhar olmuş bulunan Peygamber (sav)’in ahlakı ve şahsiyeti olabilir.


    Doğruluk ve Güvenilirlik


    Doğruluk, özü ile sözü bir olmak, sözün doğrusunu söylemek, insanları yanıltmamak veya yanılacakları şekilde hakkı gizlememek, dosdoğru konuşmak demektir.
    Güvenilirlik de doğruluğun neticesidir. Kişinin söz verdiği zaman ahdine sadık olması, kendisine emanet edilen her şeyde emin olması, kendisinden hiçbir hile ve hıyanet beklenmemesi demektir.
    Doğruluk ve güvenilirlik güzel ahlâk ve faziletlerin en mühim unsurudur.
    Kur’an-ı Kerim‘de doğruluğun faziletinden bahseden bir ayette Allah Teâlâ buyurur ki: “…Bugün doğru söyleyenlerin (sadıkların) doğruluklannin kendilerine fayda vereceği bir gündür. Altında ırmaklar akan cennetler ki orada daimi ve ebedi kalıcıdırlar- onlarındır. Allah kendilerinden razı olmuştur,
    onlar da O’ndan razı olmuşlardır ve işte bu en büyük kurtuluş ve saadettir

    (Maide; 119)

    Peygamberimizin Doğruluğu


    Allah Resulünü tanıyanlar onun çocukluğundan beri hiç yalan söylemediğini, en ufak bir hileye başvurmadığını biliyorlardı. Bundandır ki kavminin arasında onun lakabı el- Emin idi. O bir hususta kendilerine haber getirse hiç kuşku duymazlardı.
    Bir gün Ebu Cehil O’na:
    Yâ Muhammed! Biz Sen’i yalanlamıyoruz. Sen bizim yanımızda son derece sâdık (doğru sözlü, güvenilir) bir insansın. Ancak biz, Sen’in getirmiş olduğun âyetleri yalanlıyoruz…” demişti. (Tirmizî, Tefsîr, 6, 3064)
    O’nun güzel ahlâkını bildiren sahabe sözlerinde de görüyoruz ki O, ne kızdığı zaman ne şakalaştığı zaman, ne de zorda kalınca yalana başvurmuştur.Peygamberimiz (s.a.v.) ashabıyla dostça konuşur bazen de şakalaşırdı. Bir keresinde ashabı sordu “Ya Rasulallah sen bize şaka yapıyorsun.” Peygamberimiz (s.a.v.) “Şurası muhakkak ki (şaka da bile olsa) ben sadece hakkı söylerim!” buyurdular.” (Tirmizî, Birr 57)
    Peygamber (s.a.v.) hayatı boyunca hep doğru sözlü olup ve doğruluk üzere yaşadığı gibi ümmetine de daima doğruluğu tavsiye etmiştir. Hadisi şerifinde doğruluğu iyiliklerin başı ve cennete götüren vasif olarak zikreder:
    Doğruluktan ayrılmayınız. Doğruluk sizi iyiliğe, o da sizi cennete ulaştırır.
    Kişi doğru olur ve daima doğruyu araştırırsa Allah katında sıddıklardan yazılır.
    Yalandan sakının. Yalan insanı günaha, o da cehenneme götürür. Kişi durmadan yalan söyler ve yalan araştırırsa Allah katında yalancılardan yazılır.
    ” (Müs-
    lim, Birr, 105)
    Peygamberimiz, çocukları avutmak veya istediğin bir şeyi yaptırmak için yalan vaadde bulunmayı da yasaklamıştır.
    Abdullah b. Amr (r.a.) anlatıyor: “Peygamberimizin evimizde bulunduğu bir gün, annem beni yanına çağırırken: “Yavrum, gel sana bir şey vereceğim,dedi. Peygamberimiz: “Çocuğa ne vermek istedin?” diye sordu.
    Annem: “Hurma vermek istedim” deyince Peygamberimiz: “Eğer bir şey vermeseydin sana bir yalan günahı yazılırdı” diye ikaz etti. (Ebû Davud, Edep, 88)

  • 2022 Yılı Fitre Miktarı Belli Oldu

    2022 Yılı Fitre Miktarı Belli Oldu

    Her yıl verilen fitre miktarı bu yılda diyanet tarafından açıklandı.Fitre vermek isteyen vatandaşlar için diyanetin fitre miktarı açıklaması yazımızda bulunmaktadır.

    Fitre veya fıtır sadakası,Ramazan ayında fakirlere verilen yardımdır.Ramazan Bayramı sabahından önce verilmesi iyi olur.Yoksulların da bayrama sevinçle girmesini sağlar.

    Fıtır sadakası,zekatın farz olması için gerekli şartları taşıyan herkese vaciptir.Yalnız zekatta olduğu gibi malın üzerinden bir yıl geçmesi gerekmez,bayram sabahına kadar zengin olan kişi de fitre verir.Şafii mezhebine göre kişinin fıtır sadakası vermesi için zengin olması gerekmez;bayram sabahı fıtır sadakası verebilecek kadar malı varsa fıtır sadakasını verir.Yine Şafii mezhebine göre kendisine fıtır sadakası düşen kişiye bakmakla yükümlü olduğu çocukların ve büyüklerin de fıtır sadakasını vermek de düşer.

    Fıtır,aile reisinin,hem kendisi hem de ergenlik çağına ulaşmamış her bir çoçuğu için verdiği bir sadakadır.

    Zekat alabilecek durumdaki her fakire fitre verilebilir.Aynı kişiye birden fazla fitre verilebilir.Fitre verirken “Bu fitredir” denmesi gerekmez.Veren kişinin kalben fitreye niyet etmesi gerekir.

    Diyanet’in resmi sitesinden 2022 yılı Fitre miktarı açıklaması aşşağıda belirtilmiştir.

    Yapılan değerlendirmeler neticesinde;

    1. Konu ile ilgili hadis-i şerifler, mevcut sosyo-ekonomik hayat şartları ve bir kişinin günlük gıda ihtiyacı göz önünde bulundurularak ülkemizde fitre miktarının 2022 yılı Ramazan ayının başlangıcından 2023 yılı Ramazan ayının başlangıcına kadar olan süre için 40 TL olarak belirlenmesine,
    2. Bu meblağın nakdi olarak verilebileceği gibi gıda vb. maddelerden aynî olarak da verilebileceğine,
    3. Belirlenen bu meblağın, aynı zamanda günlük oruç fidyesi bedeli olduğuna,
    4. Bunun yanında her bir mükellefin, günlük gıda harcamalarına denk düşecek bir meblağı fitre olarak verebileceğine,

    Oy birliğiyle karar verildi.

    Diyanetin resmi web sitesinden konuya ulaşabilirsiniz:

    https://kurul.diyanet.gov.tr/Duyuru-Detay/Duyurular/858/2022-yili-fitre-miktari-belli-oldu